Yazan:

Dr. Ahmet KİBAROĞLU

Psikiyatri Uzmanı

Kendisine ya da başkalarına zararlı olabilecek dürtülere engel olamama hali diye tanımlanan dürtü kontrol bozuklukları beş ayrı kategoride toplanmıştır:

  1. Aralıklı Patlayıcı Bozukluk: Başkalarına zarar veren saldırganlık ataklarıdır.
  2. Kleptomani: Yineleyici bir şekilde aşırma ve çalma eylemidir.
  3. Patolojik Kumar Oynama
  4. Piromani: Kasıtlı yangın çıkarma eylemidir.
  5. Trikotillomani: Saçlı deride açılmaya yol açan tekrarlayıcı saç yolma davranışıdır.

Dürtü kontrol bozukluğu gösteren hastalar zarar verici eylemleri yapma konusundaki dürtülere ya da tahriklere direnemezler. Eyleme girişmeden önce giderek artan bir gerilim veya uyarılma hissederler. Eylemi gerçekleştirirken de haz, memnuniyet ya da rahatlama duyarlar. Eylemden hemen sonra ise gerçek pişmanlık, kendini kınama ya da suçluluk duyabilirler yada duymayabilirler.

AMC Entertainment sparks calls for scrutiny

Oluş Nedenleri:

Dürtü bozukluklarının nedenleri bilinmemekler birlikte hastalığın kökeninde nörobiyolojik mekanizmaların rol oynadığı sanılmaktadır.

Psikodinamik Etkenler:

Yeti bozucu semptomların ya da acılı duyguların yaşanmasını geliştiren bir girişimle eylem gerçekleşir.

Anksiyete, depresyon, suçluluk ya da diğer acılı duyguları eylem yoluyla ortadan kaldırma girişimi aslında şekil değiştirmiş saldırgan ya da cinsel hazdan türediği düşünülmektedir. Açgözlü ve tamahkâr gibi görünen davranışlar aslında acıdan kurtulmanın bir yoludur. Fakat bu eylemlerle amaçlanan rahatlama nadirdir ve bu gerçekleşse de geçicidir.

Biyolojik Etkenler:

* Birçok araştırmalar limbik sistem gibi bazı spesifik beyin alanlarının dürtüsel ve vahşi eylemlerle ilişkili olduğunu göstermiştir.

* Testesteron hormonunun saldırgan davranışla ilgili olduğu gösterilmiştir.

* Temporal lob epilepsisi

* Kafa travmaları, geri dönüşlü bein sendromları.

* Çocuklarında dikkat eksikliği / hiperaktivite bozukluğu gösteren çocuklar.

* Serotonin nörotransmitter sistemini, dürtü denetim bozukluğu semptomlarını artırmaktadır.

Psikososyal Etkenler:

Çocukluk dönemindeki uygunsuz özdeşim modelleri ve kendileri de dürtülerini denetlemekte zorluk çeken anne – baba figürleri önemli rol oynamaktadır. Ayrıca aile içi şiddet, alkolün kötüye kullanımı, rastgele cinsellik, antisosyal eğilimler gibi anne – babaya ait etmenlerde etkili olabilmektedir.

  1. Aralıklı Patlayıcı Bozukluk:

* Ciddi saldırılar ya da mala zarar verme ile sonuçlanan, birbirinden ayrı birçok saldırganlık dürtülerine engel olamama ataklarını gösteren kişilerde bulunur.

* Atak sırasında dışa vurulan saldırganlık, atağı ortaya çıkaran stres faktörü ile açıklanamayacak derecede büyüktür.

* Dakikalar ya da saatler içerisinde belirir, kendiliğinden ve hızla normale döner.

* Atak sonrasında pişmanlık ya da kendini suçlama olabilir.

* Erkeklerde kadınlardan daha çok görülür.

* Hastanın çocuklukta bulunduğu ortam, genellikle alkol bağımlılığı, dayak, ölüm tehdidi ve fahişelikle doludur.

* Öyküsünde kontrol kaybıyla birlikte birçok agresif patlamalar bulunur.

* Çalışma hayatı zayıf olup, iş kayıpları, evlilik sorunları ya da yasal sorunları bulunur.

* Çoğu geçmişte psikiyatrik yardım aramış; ancak başarılı olamamıştır.

* Atak öncesinde yüksek düzeyde sıkıntı, suçluluk ve depresyon görülür.

* Antisosyal kişilik bozukluğundan, sınır kişilik bozukluğundan, şizofreni, manik atak, epilepsi, kafa travması, alkol ve benzer madde bağımlılığından ayırt edilmelidir.

* Genellikle ikinci veya üçüncü on yılda başlar, orta yaşla birlikte azalır.

* İlaç ve psikoterapinin birlikte uygulanması tedavide yüksek başarı sağlar.

  1. Kleptomani:

Kleptomani’nin esas özelliği, kişisel kullanım ya da parasal değeriyle ihtiyaç duyulmaksızın tekrarlayıcı biçimde gelen çalma dürtüsü’ne karşı koymaktaki yetersizliktir.

Eylemden önce artan heyecan, bunu izleyen suçluluk duygusuyla beraber hoşnutsuzluk ve gerilimde bir azalma, vicdan azabı ve çökkünlük yaşanır.

* Çalınan nesneler sıklıkla birine verilir, tekrar yerine konabilir ya da gizlenir.

* Kleptomaniklerin genellikle çaldıkları malı satın alabilecekleri paraları vardır.

* Çalma, planlı değildir; bağımsızdır.

* Kleptomanikler çoğunlukla, yakalanma ihtimalini dikkate almazlar. Hatta tekrarlanan tutuklamalara, rezaletlere rağmen tekrarlayabilirler.

* Kleptomanikler hırsızlıktan sonra suçluluk ve sıkıntı hissedebilirler fakat öfke ya da intikam duymazlar.

* Kleptomani’de amaç, çalınan şeye sahip olmak değildir; çalma eyleminin kendisi amaçtır.

* Kadınlarda, erkeklerden daha sık ortaya çıkar.

* Dükkân hırsızlarının %5’inden azının kleptoman olduğu bilinmektedir.

* Kleptomani, sıklıkla duygudurum bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluk ve yeme bozukluğu (bulumia nervosa) ile bir arada bulunabilir. Genelde de ” bulumia nervosa” nın bir parçası olarak ortaya çıkar.

Bir teorisyen, çocuklardaki kraonik çalma dışavurumunu yedi kategoriye ayırır:

  1. Kaybolmuş anne – çocuk ilişkisinin restorasyonu anlamında
  2. Bir agresif eylem olarak
  3. Zedelenme korkusuna bir savunma olarak (belki kadınlarda penis arayışı, erkeklerde kastrasyon iğdiş edilme ansiyetesinden korunma).
  4. Cezalandırılma arayışı
  5. Kendine özgüvenin tamiri ya da çoğaltılması anlamında
  6. Bir aile sırrına tepki olarak ve bununla ilişkili olarak
  7. Cinsel eylemin yerine ve heyecan olarak

* Kleptomanikler, davranışlarından dolayı suçluluk ve utanç duyarlar. Yakalandıkları zaman ise depresyon ve anksiyete bulguları gösterirler.

* Çoğunun kişiler arası iletişimi bozuk olduğu gibi, sık olarak da, kendilerinde kişilik bozukluğu işaretleri görülür.

* Kleptomani çocuklukta başlayabilir, bununla birlikte hırsızlık yapan çoğu çocuk ve ergen erişkinlikte kleptomanik olmaz.

* Hastalık, alevlenme ve azalmalarla seyreder, fakat kronikleşme eğilimi gösterir

* Kleptomanların birçoğu, eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalmaları olasılığını bilinçli olarak hiçbir zaman düşünmemiştir.

* Yoğun çalma dürtüsünü takip eden sessiz dönemler, haftalarca, aylarca sürebilir.

* Tedavi edildiğinde başarılı sonuçlar almak mümkündür fakat çok az hasta kendiliğinden tedavi olmak amacıyla gelir.

* Tedavide içgörü yönelimli psikoterapi ve psiko analiz ilaçlar (SSRİ) etkilidir.

  1. Piromani (Kasıtlı Yangın Çıkarma)

Esas Özellikler:

  1. Birden fazla durumda düşünülmüş ve amaçlı olarak ateşe verme
  2. Eylem öncesinde gerginlik ya da duygusal uyarılma
  3. Ateş ve itfaiyecilik ile ilgili malzemelere hayranlık duyma, büyülenme, ilgilenme, merak ve istek duyma, çekici bulma
  4. Ateş yakmaktan ya da yakma etkinliğine katılmaktan zevk alma, bundan ötürü bir rahatlayış, doyuma ulaşma
  5. Eylem başlamadan ciddi hazırlıklar yapabilirler
  6. Yangın çıkarma, parasal bir kazanç sağlamak için, sosyopolitik bir ideolojinin dışa vurumu olarak, bir suç eylemi gidermek için, kızgınlığını göstermek ya da intikam almak için, kişinin yaşam koşullarını iyileştirmek için, bir hezeyan veya halüsinasyona yanıt olarak yada bir yargılama bozukluğunun sonucu olarak (örneğin; demans, zeka geriliği, madde entoksikasyonun da olduğu gibi) yapılmamaktadır.

* Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla rastlanmaktadır.

* Yangın çıkaranlar, genel popülasyona oranla zeka bakımından hafif geri gibidirler.

* Bu kişilerin öyküsünde, okuldan kaçma, evden kaçma ve görevi ihmal etme gibi anti sosyal eğilimler bulunur.

* Bazı çalışmalar, yangın çıkarma ile hayvanlara eziyet etme arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir.

* Sigmund Frend, ateşi cinselliğin bir sembolü olarak görür. Ateşin yayılan sıcaklığı, cinsel uyarılma durumundaki ile aynı hissi uyandırır.

* Kasten yangın çıkarma eylemi toplumsal, fiziksel ya da seksüel düşüklüğün sebep olduğu örselenmenin yol açtığı birikmiş öfkenin dışa vurumudur.

* Birçok çalışma, piromani hastalarının babalarının evden uzakta olduklarını göstermiştir. Bunun anlamı, yangın çıkarmanın, orada olmayan babayı yangın söndüren ve çocuğu güç var oluştan koruyan bir kurtarıcı olarak geri döndürme arzusu olarak ortaya çıkarmaktadır.

* Piroman kişiler, sıklıkla çevrede çıkan yangınlarda sıradan izleyicidirler; sık sık gerçek dışı alarm verirler; yangın söndürme gayretlerine ilgi gösterirler.

* Yangının sebep olduğu mal ve can kaybına ilgisiz olabilirler, bundan ötürü suçluluk duymazlar. Sonuçtaki yıkımdan doyum sağlayabilirler. Sık olarak açık ipucu bırakırlar.

* Bazıları, yangından cinsel olarak uyarılırlar.

* Tedavi edilen çocuklarda propnoz genellikle iyidir.

  1. Patolojik Kumarbazlık

Patolojik kumar oynama, aşağıdakilerden beşinin ya da daha fazlasının bulunması ile belirli, sürekli ve yineleyen bir davranıştır:

  1. Kumar oynama üzerine aşırı kafa yorma (Örneğin: Geçmişteki kumar oynayış dönemlerini yeniden yaşamak, bir sonraki oyunu engellemek ya da tasarlamak yada kumar oynama üzere para sağlamanın yollarını düşünmek)
  2. İstediği heyecanı duymak için giderek artan miktarlarda parayla kumar oynama gereksinimi duyar.
  3. Birçok kez başarısızlıkla sonuçlanan, kumar oynamayı kontrol altına alma, azaltma ya da bırakma çabası olmuştur.
  4. Kumar oynamayı azaltma ya da bırakma girişimlerin de bulunurken huzursuz ya da gergindir.
  5. Sorunlarından kaçmak için ya da çaresizlik, suçluluk, sıkıntı, depresyon gibi duygulardan kurtulmak için kumar oynar.
  6. Parayla kumar oynayıp para kaybetmesinin ardından, kaybettiklerini yerine koymak için çoğu kez geri gelir (kişinin kaybettiklerini “kovalaması”).
  7. Nedenli kumar oynadığını saklamak için ailesine, terapistine ya da başkalarına yalan söyler.
  8. Kumar oynamak için gereken parayı sağlamak üzere sahtekarlık, dolandırıcılık, hırsızlık, zimmetine para geçirme gibi yasa dışı eylemlerde bulunur.
  9. Kumar yüzünden önemli bir ilişkisini, işini kaybeder ya da eğitimiyle, mesleği ile ilgili konularda fırsatları tehlikeye atar.
  10. Kumar nedeni ile içine düştüğü korkunç maddi sorunlardan kurtulmak için para sağlamak üzere başkalarına güvenir.

* Erkeklerde kadınlardan daha sık görülür.

* Amerika’da nüfusun %1-3’ünü patolojik kumarbazlar oluşturur.

* Patolojik kumarbazlarda alkol bağımlılığı diğer insanlara göre daha yüksektir.

Patolojik Kumarbazlığın Gelişiminde Etkili Faktörler

* Bir akrabanın ölümü, ayrılık, boşanma

* Çocuğun 15 yaşını doldurmadan önce terk edilmesi

* Ebeveynin uygunsuz disiplini (disiplin yokluğu, disiplinde tutarsızlık veya haşinlik)

* Ergenlerin kumar etkinliklerine maruz kalması ve bu etkinliklere kolay ulaşabilmeleri

* Ailenin maddi ve mali sembollere önem vermesi

* Ailenin birikime, planlamaya ve bütçeye önem vermemesi

* Patolojik kumar ile depresif bozukluk arasında yakın ilişki vardır.

* Para kaybı arttıkça anti sosyal davranışlar ortaya çıkar (sahte imza atma, zimmete geçirme, dolandırıcılık)

* İlerleyen dönemlerde aile bireylerinden ve tanıdıklarından uzaklaşma, yaşamındaki başarıların kaybı, intihar girişimleri, kenar ve yasadışı gruplar ile arkadaşlık etme gibi davranışlar gözlenir

* Sosyal kumar patolojik kumardan, özel durumlarda arkadaşlar ile oynanması ve önceden belirlenmiş kabul edilebilir ve tolere edilebilir kayıplara neden olması ile ayrılır.

* Patolojik kumar erkeklerde ergenlikte, kadınlarda hayatın ileri evrelerinde başlar.

* Bozukluk bir artar, bir azalır ve kronikleşir.

* Tedaviye gönüllü olarak nadiren gelirler (kanuni zorunluluklar, aile baskısı ve buna eşlik eden diğer psikiyatrik bozukluklar, tedaviye getiren faktörlerdir).

* 1957’de kurulan Adsız Kumarbazlar, kumar için en etkili tedavi yoludur (Adsız Alkolikler örnek alınarak kurulan bir dernektir).

Herkesin itirafta bulunduğu, akran baskısının olduğu, üyelerin kumar oynama içgüdülerine karşı koymalarına yardım edecek ıslah olmuş kumarbazların ilham verici bir grup terapi metodudur.

* Kumardan üç ay süreyle uzak kalmadıkları sürece hastalar “içgörü” geliştiremezler.

  1. Trikotillomani (Tekrarlayıcı Saç Yolma)

Aşağıdaki özellikleri kapsar:

  1. İleri boyutlarda saç kaybı ile sonuçlanacak derecede kişinin kendi saçını tekrar tekrar yolması
  2. Saç yolma öncesinde ya da bir davranışa karşı koyma girişiminde bulunduğu sırada, giderek artan bir gerginlik durumunun olması
  3. Saç yolarken haz alma, doyum bulma ya da rahatlama sağlama
  4. Bu bozukluk, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda yada önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
  5. Bu durum bir cilt hastalığına bağlı değildir.

* Başlangıçta zorlayıcı faktörler olabilir.

* Anne-çocuk arasındaki bozukluklar, yalnız kalma korkusu, yakın zamanda obje kaybı, madde suistimali söz konusudur. Depresif dinamikler de sıklıkla eşlik ederler.

* Bundan en fazla kafa derisi etkilenir (kaşlar, kirpikler, sakal da olabilir).

* Genellikle çocuklukta ya da ergenlikte başlar.

* Geç başlama kronikleşmeyi artırır.

Leave a Reply